WWW.AHMETTURKAN.COM.TR

ZAMAN HER ŞEYİ ANLATIR

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır
Anasayfa YAZILARIM HABERNAME Zekâ Oyunu mu, Takva Yolu mu? "Alaturka" Laikliğin Çıkmazı

Zekâ Oyunu mu, Takva Yolu mu? "Alaturka" Laikliğin Çıkmazı

e-Posta Yazdır PDF

Son günlerde dindar kesime yönelik artan saldırılar, aslında yeni bir şey söylemiyor; sadece eski bir hastalığın, "Alaturka Laiklik" sendromunun yeniden nüksetmiş halini gösteriyor. Toplumu bir arada tutması gereken laiklik, ne yazık ki bazı mahfillerde dindarı terbiye etme sopasına, inancı ise vicdanlara hapsedilmiş bir "müzelik eşyaya" dönüştürülmek isteniyor. Ana eksenin aslında bu hat üzerinde kurulmuş olduğu görülüyor.

Alaturka Laiklik kitabımda da vurguladığım üzere; karşımızda iki farklı portre var. Bir yanda laik devletin yetiştirdiği; din felsefesini, sosyolojisini ve tarihini ezbere bilen ama dine sadece bir laboratuvar nesnesi gibi bakan "mütehassıslar"... Diğer yanda ise hayatını zühd ve takva ile ören, inancını bir laboratuvar verisi değil, bir nefes gibi içine çeken dindar insan.

Biri iman üzerinde zekâ oyunu oynamayı öğrenmiştir, diğeri ise hakkıyla inanmayı.

İşte asıl kopuş burada başlıyor. Kendini laikliğin tek sahibi sanan zihniyet, ilahiyatı bir sosyoloji dersi gibi okuyanları kabul ediyor ama inancının ahlak normlarını hayatına, ticaretine ve fikrine yansıtan dindarı "tehdit" olarak görüyor. Oysa gerçek laiklik, dindara "İnan ama belli etme" diyen bir pranga değil; aksine onun ibadetlerini serbestçe yapabilmesini ve inancına uygun bir yaşam tarzını her mecrada ifade edebilmesini sağlayan bir güvence olmalıydı ama maalesef değil. Bir paradigma olarak anayasaya konulan laiklik çok geçmeden sahte bir enigmaya dönüşmüş durumdadır.

Dindarı mabetlere hapseden, onun kamusal alandaki fikir beyanını "gericilik" olarak yaftalayan bu "alaturka" yaklaşım, aslında bir medeniyet tasavvurunu sakatlıyor. Şunu itiraf etmeliyiz: Bu sistem yüksek din felsefecileri yetiştirebilir ama toplumun ruhunu mayalayacak bir âlim asla yetiştiremez. Çünkü âlim, kâğıt üzerindeki bilgiden değil, yaşanılan bir takvadan doğar.

Bugün Müslümanlara yönelik saldırıların temelinde, dindarın "özne" olma iddiasına duyulan tahammülsüzlük yatıyor. Oysa bizler; sadece ibadetlerimizde değil, her konuda inancımıza uygun görüşleri ifade etme ve bu ahlak nizamını yaşama hakkına sahibiz.

Laiklik, vicdanın devlete zimmetlendiği bir sistem değildir. Eğer bir arada yaşayacaksak; bu, bir tarafın diğerini sildiği değil, herkesin kendi manevi dinamiğiyle toplumun kalbinde yer alabildiği bir hukuk zemininde mümkün olacaktır ki laikler asla buna müsaade etmezler. Hazımsızlıkları buna tahammül edemez.

O zaman yapılacak bir şey var.

Laiklik anayasadan derhal kaldırılmalıdır.

Ahmet TÜRKAN

 

İstatistikler

OS : Linux c
PHP : 5.3.29
MySQL : 5.7.43
Zaman : 12:50
Ön bellekleme : Etkisizleştirildi
GZIP : Etkisizleştirildi
Üyeler : 3478
İçerik : 674
Web Bağlantıları : 8
İçerik Tıklama Görünümü : 2221995