24. Yılında 28 Şubat Darbesi ve İzleri...

Çarşamba, 04 Ağustos 2021 02:05 Ahmet TÜRKAN
Yazdır

28 Şubat 1997 postmodern darbesinin üzerinden 24 yıl geçti. 1000 yıl sürecek denilen darbeci kararlar 10 yıl bile sürmeden yerle bir oldu. Çünkü halkın kabul etmediği, Hakkın razı olmadığı dayatmalar ile dindarlara vurulan sopa inayeti ilahi ile ters döndü.

Elbette darbeci kuşatma 28 Şubat ile yetinmeyecekti. Akabinde tetikçi yazarların ifadesi ile TBMM’de başörtüsü için yapılan oylamada 411 oy ile kabul edilmesine rağmen 411 el kaosa kalktı[1] yaygarası ile Anayasa Mahkemesi kanunu iptal etti.

Mücadele sürecek, pes edilmeyecekti. Meclis tarafından 330 oy ile seçilen 10. Cumhurbaşkanı Sezer’in görevi sona erdiğinde 367 krizi icat edildi, meclisin önü tıkandı. Değişen hiçbir şey olmamasına rağmen ve hatta Meclis çoğunluğunun Akparti’de olmasına rağmen 11. Cumhurbaşkanı Meclis iradesi ile seçtirilmedi. CHP konuyu Anayasa mahkemesine taşıdı. Anayasa 367 iddiasını kabul ederek oylamaları geçersiz saydı. Aynı zamanda Genelkurmay laiklik masalları ile internet sitesinden e-muhtıra yayınladı. Hükümetin dik duruşu sonucunda muhtıra siteden kaldırıldı.

Arkasından yapılan bir referandum beklenenin aksine olumlu gelişmelere yol açtı. Cumhurbaşkanı halk oylaması ile seçildi.

Ardından 2010 yılında bazı maddelerin değiştirilmesi özellikle 28 Şubat darbesi ile büyük yara alan mütedeyyin askerlerin umudu olan “YAŞ” kararlarının yargıya açılması oylaması da halkımızın feraseti ile müspet sonuçlandı.

2010 yılı Askeri şurası seri terfilere alışmış askerler açısından sancılı geçti. Balyoz sanığı generaller terfi edemediler. Beklentiler tersyüz oldu.

Aslında bu normalleşmenin ilk adımı idi. Artık alışılagelmiş teamüller değil, ordu yönetiminde devletin istediği liyakat sahibi subay ve General-Amiraller terfi ederek görev yapacaktı.

2012 yılı Anayasa tartışmaları ile geçti. Asder’in yaptığı anayasa teklifi Anayasa komisyonu üyelerinin katıldığı toplantıda çok ciddi olarak tartışıldı, özellikle Laiklik maddesinin anayasadan çıkartılması isteği ses getirdi.

Bu görüşmeler sırasında parlamenter sistemin terk edilerek başkanlık sistemine geçilmesi fikren kabul gördü. Cumhurbaşkanı Erdoğan Başkanlık sistemine yeşil ışık yaktı ve 2017 yılında yapılan referandum ile Başkanlık sistemi kabul edildi ve Başkan Erdoğan bir kez daha halkın güvenini kazanarak başkan oldu.

Biraz öncesine tekrar dönelim. FETÖ ve sol basının kışkırtması ve dış basının sürekli yayınları neticesinde Türkiye’nin yükselen değerlerine ve kalkınmasına fren koymak amacı ile 27 Mayıs 2013 te başlayıp 20 gün süren Gezi kalkışması organize edildi. Halkın olaylara karşı ferasetli yaklaşımı istenen sonucun alınmasını engelledi ve kalkışma kursaklarında kaldı. Ardından döviz saldırıları yaşandı. AB ve ABD tezgahları sonucunda döviz fiyatları tahminlerin üzerinde yükselerek piyasada kısa süreli de olsa sıkıntılara sebep oldu. Gezi kalkışmasının finansörleri, destekçileri teker teker takibe alındı, halkımız bilinçlendirildi.

28 Şubat’ın ispiyoncu güruhu FETÖ yapılanması (ki zamanın Genel Kurmay Başkanı İlker BAŞBUĞ tarafından itiraf edilmiştir)sırrını daha fazla muhafaza edemeyip 15 Temmuz 2016’da halka rağmen darbe yapmaya kalkınca kahraman milletimizden görülmemiş bir direnç ile tokat yedi ve yer ile yeksan oldu. Çünkü Gezi kalkışmasında hedefine ulaşamamışlardı. Bu derin ve hain FETÖ yapılanması üzerinden ses getirici beyanatlara ve hatta 16 Temmuz’da Başbakanlık hayalleri kuranlar, milletin hassasiyetlerine saldırılara başladı; nihayetinde gözlerini kan bürümüş bir avuç FETÖ’cü 15 Temmuz’da Devlete ve millete darbe yapmaya kalktı. Başbakan ve Cumhurbaşkanının dirayeti, halkın feraseti ve sokaklara dökülmesi ile hainler kıskıvrak yakalandılar ve girişimleri kursaklarında kaldı. Yargılamalar ve uyuyan yapıların da uykularında yapılan baskınlar ile teker teker, onar onar hatta yüzerli gruplar halinde yakalanıp gerekenlerin yapılması hala devam etmektedir.

Yukarıda bahsetmiştik, 2017 Referandumu Türkiye’de yepyeni bir dönemi başlattı.

Başkanlık sistemi kabul edildi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yeni sistemde bir kere daha Cumhur İttifakı ile Başkan seçilmesi içeride ve dışarıda yükseliş trendindeki ülkemize kurulan tuzakları boşa çıkardı. Hem Anadolu insanının feraseti kazandı.

Başkanlık ile yönetilen ülkeler dahi bizim sistem değişikliğimizi hazmedemediler. Büyük mirasın evlatları uyanıyordu, bu uyanış durdurulamazdı.

Başkanın feraseti, kararlılığı ile Suriye, Libya, Akdeniz ve Karadeniz’de faaliyetler kararlılıkla devam etti. Ülkemize yönelen faaliyet ve saldırılar yerle bir oldu.

Türkün yüreği 27 Eylül 2020’de Karabağ’da attı. 30 yıla yakın zulüm 40 günde yerle bir edildi. Karabağ düşman işgalinden kurtarıldı.

28 Şubat’ın 24. yılında yeni fitne planları yapılıyor. Teamüllere uyularak atanan Rektörler üzerinden sistem çürütülmek isteniyor. Rektöre itiraz bahanesi ile Gezi benzeri kalkışmalar planlanıyor. Öğrenci postuna bürünmüş terörist hainler Polisimizin dikkati sonucu yakalanıp hak ettikleri mahpus damlarını boyluyor. Bu kalkışmalar da yer ile yeksan olacak lakin sinirlerimizi hırpalayacak belli. Şimdi kararlılıkla yürüme zamanı, amma fitne boş durmuyor.

1000 yıl sürecek denen zulmü nasıl parçalayıp attık ise bu saldırıları da aynı kararlılıkla yerle yeksan edeceğiz.

Daha huzurlu 28 Şubat’lar bizi bekliyor.

Ümidimiz tam.

Beklentimiz tam.

Artık kendi silahlarımızı kendimiz yapıyoruz. Hangi cihetten kuşatmaya maruz kalıyor isek o cihetten saldırıları püskürterek yolumuzu açıyoruz.

Zulmün karanlıkları birer birer aydınlanıyor.

28 Şubat’ın çeyrek yüzyıl dönümünde Bileşik Türk ve İslam Cumhuriyetinin temellerini atmış olarak karşılamak istiyoruz.

Suriye’de, Irak’ta, Libya’da, Katar’da, Azerbaycan’da, Akdeniz, Karadeniz ve Adalar denizi’nde Milli menfaatlerimiz neyi gerektiriyor ise onu yapmak ve yılmadan devam etmek istiyoruz.

Gerekirse Lozan’ı tanımayacağız. Gerekirse masaya yeniden oturup Misakı Milli’yi ve Mavivatan Parolamızı şahlandıracağız.

Yeni bir anayasa, hukuk ve ekonomi reformlarını yapmış olarak devam edeceğiz.

Düşmanların yapay silahlanma yarışları gözümüzü korkutmuyor artık.

Azdan az, çoktan çok gider diyor yolumuza bakıyoruz.

28 Şubat gözümüzü açtı.

28 Şubat bizi biz yaptı. Artık geri dönüş yok.

Bir olacağız ve diri olacağız.

Ahmet TÜRKAN - ASDER