WWW.AHMETTURKAN.COM.TR

ZAMAN HER ŞEYİ ANLATIR

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır
Anasayfa HABERLER Son Haberler BİR TAHLİL YADA TARİHİ FIRSATIMIZ

BİR TAHLİL YADA TARİHİ FIRSATIMIZ

e-Posta Yazdır PDF

Elimde bizim gibi asker olan Hekimoğlu İsmail’in; Haritalar, Şemalar ve Tarihi Yorumlarla 1421 senelik İSLAM TARİHİ adlı ZAMAN Gazetesinin 2001yılında okurlarına hediye ettiği çok önemli bir eser var.
 
Kitap piyasaya ilk çıktığında heyecanla okumuş ve çok istifade etmiştim. Âyet ve hadis mealleriyle olaylara ışık tutularak sunulan tarih felsefesine, orijinal bakış açısına mest olmuştum.Yeniden bu önemli kitabı gözden geçirdim. Geçmişe bakarak; bu günü ve bu günlerde yaşanan olayları aynı zamanda yarını ve yarınlarda olacakları anlamaya çalıştım. Sizlere de özellikle TÜRKİYE bölümündeki kronolojiyi okumanızı tavsiye ederim. O çoğumuza basit gibi gelen,

yakın tarihimizde yaşanan olayları alt alta yazarak okumak bile, başlıbaşına, bu günü yaşayan bizler için çok şeyleri net olarak söylüyor, çok putları kırıyor.İsterseniz kendi kısa yorumlarımla kısa birkaç örnek vereyim.
    
     -   1914 Birinci Dünya Savaşı başladı
-         Ocak 1916 Çanakkale Savaşları bitti.( 200 binin üzerinde zayiat verdik.Şehit ve gazilerin toplam sayısı insanı dehşete düşürüyor. Düşman mağlup olup  çekildi.O da çok büyük zayiatlar verdi.)
-         30 Ekim 1918 Mondros Mütarekesiyle Birinci Dünya Savaşı bitti.Osmanlı Devletinin sonu
( Medar-ı iftihârımız olan Osmanlı Devletini kimler parçalayıp, yıktı? Sadece parçalanıp yok edilmeye çalışılan mukaddes vatan toprakları mıydı, aynı zamanda parçalanan yok edilmeye çalışılan ruhumuz olan mukaddes değerlerimiz  değil miydi? Biz bu en acı savaşı kimlerle yaptık, hatırlayalım? Cevabını lütfen sesli verin.)
-         6 Kasım 1918 İngilizler Gelibolu’yu işgal etti
-         13 Kasım 1918 Çanakkale Boğazı geçilerek düşman donanması Marmara’ya girdi.İstanbul işgale başlandı
-         11 Eylül 1919 Misâk-ı Milli kabul edildi
-         16 Mart 1920 Düşmanlar İstanbul’u resmen işgal etti.
-         10 Ağustos 1920 Sevr Anlaşması. ( Sahi Sevr anlaşmasını bizi mahvetmek için kimler hazırladı, o günden bu güne bu düşmanlar neler yaptı ve yapıyorlar, hiç unutmayalım )
-         24 Temmuz 1923 Lozan Anlaşması
-         4 Ekim 1923 Bize Sevr Anlaşmasını imzalatmak isteyen Birinci Dünya Harbinin galip Devletleri olan Can Düşmanlarımız, tek kurşun atmadan bayrağımızı da selamlayarak, İstanbul gibi en büyük hedeflerini büyük düşmanları Türklere bırakarak yurdumuzu terk ettiler.( Acaba ne aldılar da gittiler, hiç düşündünüz mü? Yoksa şimdiye kadar böyle can alıcı soruyu  büyük bir hünerle düşündürmediler mi? )
-         29 Ekim 1923 Cumhuriyetin ilânı
-         7 Ağustos 1923 Halk Partisinin kurulması.
-         Bu yıllardan itibaren memlekette; bazan  soğuk - bazan sıcak, bazan beraber olarak yürütülen  yeni düşmanla büyük harp başladı.En büyük düşman ilan edilen, belletilen ‘ irtica ’ ile  yani bu yafta altında,milli ve manevi değerlerle yani asıl milletle amansız bir harp başlatıldı. )
-         3 mart 1924 Hilafet kaldırıldı
Tevhid-i tedrisat kanunu kabul edildi
Medreseler, Şer’iye ve Evkaf Vekaleti kapatıldı
-         25 Kasım 1925 Şapka inkılabı
-         28 Mayıs 1928 Harf İnkîlabı
-         1926 İsviçre’den Medenî ve Borçlar Kanunu, İtalya’dan Ceza Kanunu alındı
-         1927 İsviçre’den Hukuk mahkemeleri usûlü kanunu alındı
-         1929 Fransa’dan İdâre Hukuku, Almanya’dan Ceza Hukuku alındı
-         1935 İstanbul’un Fethinin sembolü, bir zamanlar Türklerin kızıl elması olan ‘Ayasofya Camii’ müzeye çevrildi.Bu sembol camiide namaz kılınması yasak oldu.
-         ……
 
Fotoğrafın bütününü görebilmek önemlidir.Doğruyu doğru olarak öğrenebilmek, doğruyu doğru bilmek bir insan için en mühim gerçeklerdendir.Bunun için bozulmamış bir vicdan, insaf denilen insâni bir haslet, kalb-i selim ve müstakim bir akıl gerekir.
 
Mevlana Hazretleri’nin Mesnevi’sinde geçen meşhur fil hikayesini herkes bilir, tekrar etmeyeceğim ancak o mantığı yani, gerçeği olduğu şekilde görebilme melekesini her an yaşadığımız hayatta kullanabilmek ciddi bir hünerdir.
 
Hazreti Ali R.A.der ki; ‘ Cetveli eğri olanın çizgisi doğru olmaz.’
 
Her insan bir aynadır.Kendisine  aksedeni tam ve olduğu gibi görüp göstermelidir.
 
Tarih; basit bir şekilde hâdiseler topluluğunun kaleme alınması değildir.Düşünsenize, hafızasını ve sentez yapabilme melekesini kaybetmiş, olayları doğru yorumlama kabiliyetinden yoksun bir insan, nasıl da zavallı bir haldedir...Bu sefalet; tarih şuurundan, tarih ışığından mahrum milletler için de aynen böyledir.
 
Yazıya neden böyle bir giriş yaptım derseniz cevabı şöyledir.Eve geç gelmiştim.Elime televizyonun kumandasını alarak, televizyon kanallarında gezinerek, dış alemden alemime yansıyan sıkıntıyı dağıtmağa çalışırken Ulusalcı geçinen TV.Kanallarına da şöyle bir göz attım.
Konuşmacılar Lizbon’da yapılan son Nato Zirvesinde alınan füze kalkanı konusundaki kararlar için tozu dumana katıyorlar. Neler neler söylüyorlardı… Kıyametler koparılacak ithamları, çıkışları pervasızca haykırıyorlardı. Doğrusu söylediklerinde pek de haksız sayılmazlar. Özellikle NATO, ABD. ve Avrupa Birliği konusunda ahkâmlar kesip aleyhlerinde düşman bellediklerine aslanlar gibi saldırıyorlar.
   
-         ABD.NATO, Avrupa Birliği büyük düşman.( Fitne ve fesat kaynağı katiller topluluğu İsraile hiç dokunmuyorlardı )
-         Derhal Nato’dan çıkılmalı
-         Onlar bizi bölüyorlar, parçalamaya çalışıyorlar.
-         Yeni kurtuluş savaşı  başlatılmalı
-         Millet derhal ayağa kalkıp bu düşmanlarla harbe başlamalı….
 
Daha neler neler…Bu fikirlerini bangır bangır dünyaya haykırıyorlar.Eyvallah bunlara diyeceğimiz yok..Yaşananları böyle yorumluyorlar. Samimi de olabilirler. Kendilerince böylece dertlerimize  çözümler üretiyorlar. Ancak insanın diline hemen iyi de; bu ne perhiz bu ne lahana turşusu.. diyesi geliyor.Hepsi güzel de sen bu düşman dediğin dünyanın en irileriyle nasıl mücadele edeceksin, muzaffer olacaksın? Sadece bağırıp çağırmak zafer kazanmak için yetiyor mu? Bakıyorum kendileri bir avuç, onlara göre milletin yüzde doksanı; gaflet,dalalet hatta hıyanet içindeler.Kendilerinin ne olduklarının farkında değiller gibi geliyor bana. Ancak  herkese saldırıyorlar. İsrail hariç..
-         Heey Millet…! Tehlikedesin, ayağa kalk, diyorlar.
 Sonra da o en büyük düşman dediklerinden çok daha fazla düşmanlık ederek milletin manevi değerlerine ve mukaddesatına hücum edip milletin ruhunu yok etmeğe çalışıyorlar.
- Arkadaş ! Bu millet herşeye rağmen  müslümandır .. Puta tapmaz hele putperest hiç olmaz, diyesin geliyor, susuyorsun. Bunlar kendilerinden başkalarını dinlemiyorlar. Ellerinden gelse bütün dünyayı, putlarına taptıracaklar.Birlik beraberlik diyorlar birlik ve beraberliği toptan yok edecek herşeyi en vicdansızcasına yapıyorlar.Bunu da hak namına yaptıklarını sanıyorlar.En iyimser bir bakışla böyle diyebilirsiniz...Elhasıl tam bir kaosu yaşıyorlar ve yaşatmaya da çalışıyorlar.
 
Bunlarda nereden çıktı, konumuzla ne alakası var diyebilirsiniz.Ancak yaşadığımız alemde bunlar da var da ondan... Aynı gemide istikbale doğru beraber yol alıyoruz.Bunları görmezsek fotoğraf karesinde eksiklik, çözümlerimizde noksanlık olur.
 
Her aklı başında olan bilir ki her mücadele; hele de, iddia adilen cihanşümûl bir mücadele ise; birlik, beraberlik, sevgi, saygı, fedakârlık gibi erdemlerle olur. Birbirini yemekle, bir ve beraber olacağın , olman gereken kimselerle ölümüne boğuşmakla olmaz.
 
Mevlana Hazretlerinin şöyle güzel bir sözü daha var. Der ki; ‘Güneşe yöneldin mi, bütün karanlıklar geride kalır. Güneş nedir ? Güneş bütün güzelliklerdir. Hakkın taa kendisidir. İlim, irfan, sevgi, merhamet, şefkat, kemalat, adalet…hepsi .... hepsi…. Bütün güzelliklerin kaynağı da Allah’tır.
 
İnsanlığı bozulmamış – sönmemiş, kalbi mühürlenmemiş her insan, iyiliği ve güzelliği ister, kötülerden ve bütün kötülüklerden rahatsız olur.Yaratıcı; insanı böyle bir fıtratta, ahsen-i takvimde yaratmıştır.
 
Ulusalcılarımızda dahil, bir bütün olarak yeniden esaslı bir muhasebe yapıp; geçmişten ve toplum olarak özellikle son dönemde yaşadıklarımızdan  tam ders alarak, bir ve beraber olarak - başka alternatifimiz yok - barış, özgürlük, huzur ve ahenk içinde mutlu olarak yaşama yollarını bulmalıyız, bu kutlu işi becebilmeliyiz. Yoksa toptan karanlığa daha fazla gömüleceğiz. İnşaa ettikleri arenalarda vahşi boğuşma ve vahşetten zevk alanlar yani vahşi batılılar; çağdaş arenalarda,çağdaş glatyatörlere yaptırılan çağdaş boğuşmaları, alçakça bir zevkle syretmeye devam edecekler. Hiç akıldan çıkarmayalım; arenalar,glatyatörler batı medeniyetin simgeleridir.
 
Tekrar başa dönersek, kronolojik seyri takip edersek; herşey ortada, son asırda başımıza gelenler pişmiş tavuğun başına gelmemiştir.Aklımızı başımıza devşirmezsek pişecek başımızda kalmaz.
 
İnananlar; hem dünyalarını hem ahiretlerini, inanmayanlar ise, dünyalarını mamur etmek adına da olsa, gelecek nesillerimiz için ne yapıp edip orta yolu bulup, şu kör düğümü çözmeliyiz.Aşık Veysel’in tabiriyle;
 
   ‘Kim okurdu, kim yazardı
    Bu düğümü kim çözerdi
    Koyun kurt ile gezerdi
    Fikir başka başka olmazsa’
 
Biz inananlar  biliriz ki, dış dünyanın bildiklerinin aksine, herkesi müslüman yapma mecburiyetimiz yoktur. İman; rıza ile, kabul ile olursa imandır.Zorla olan, göstermelik iman münafıklıktır. Dinimizde münafıklık, kafirlikten aşağıdadır.Kitabımız Kur’an-ı Kerim elimizde ve güneş gibi ortada, Peygamberimizin yolu da önümüzdedir.Ayrıca dinimiz; her türlü düşmana  teslim-i silah etmeyi haram kılmıştır.Müslümanın hayatı; ilim, akıl ve özgürlük üzerine bina edilmiştir.Rabbimiz müslümana zilleti yasaklamıştır.
 
Hülâsa; tüm insanlık olarak en geniş daireden, fert ve içinde yaşadığımız toplum olarak kendi dairemizde geldiğimiz noktayı, elimizdeki imkanları, en iyi şekilde değerlendirerek, bu hali herkes için büyük bir fırsat haline dönüştürebilmeliyiz.Allah’ımız sonsuz rahmetiyle, dünyamızın da ahiretimizin de cennet olmasını istemektedir.Bunun için 124 bin peygamber ve semavi kitaplar göndermiştir.Akıl gibi en güzel nimeti hepimize bahşetmiştir.
 
Henüz ölmediğimize göre aklı başında yaşayanlar olarak tarihi fırsat elimizdedir. Tarihi fırsat, özellikle her fert içindir. Yani hepimiz içindir.
 
Hoca Nasrettin’e sorarlar. Kıyamet ne zaman kopacaktır. O da hangi kıyamet, dedikten sonra cevap verir;
-         Hanım ölünce büyük kıyamet , ben ölünce küçük kıyamet kopacaktır. Dünyanın ölümü olan asıl kıyametin de ne zaman kopacağını bilmiyorum der.
 
Herkese; bize de, en sivri uçta olan ulusalcılara da düşen, önce samimiyettir.İyiliği ve güzelliği, hepimiz için istemekte samimi olalım yeter. Çözüm bundan sonra çok kolaydır.Hayal edemeyeceğimiz kadar kolaydır.Bir düşünürün şöyle bir sözü vardır. Der ki;
-       ' Büyük mesele yoktur.Değerinden fazla büyütülen mesele vardır.'
Bütün kalbimle söylüyor ve haykırıyorum;
- Hakkaniyet ölçüsünde çözülmeyecek hiçbir meselemiz yoktur…!
 
Hâfız-ı Şîrazi’de asırlar arkasından şöyle seslenir;
 
‘ Dünya öyle bir metâ değil ki, bir nizâa değsin.’ Devam eder;
‘ İki cihanın rahat ve selametini iki harf tefsir eder, kazandırır : Dostlarına karşı mürüvvetkârane muaşeret ve düşmanlarına sulhkârâne muamele etmektir.
 
Hainlere sözümüz yoktur. Onlar şeytan gibi onun has askerleri kalarak kıyamete kadar o menhus işlerine devam edeceklerdir. Onlarla doğrudan işimiz yoktur. Onların da bizlerle hiçbir işleri olamaz.Işığın olduğu yerde karanlık olmaz, karanlıklar barınamaz. Bediüzzaman Hazretlerinin tabiriyle;
 
‘ Bizler muhabbet fedaileriyiz.Husumete vaktimiz yoktur.’
 
Bakın hem ülkemizde hem tüm dünyada insanlık; büyük bir arayış içerisinde. İnsanlık ilim ve teknoloji açısından bu çağlarda çok yükseklere çıktı, ancak hakiki insanlıkta ise maalesef çok aşağılarda.
 
İnsanlığın yüz karası iki büyük dünya savaşı ve en büyük insanlık dramları son asırlarda yaşanmadı mı ? Halende yaşanmıyor mu? En yakın komşumuz  Irak’ta son beş yılda toplam bir milyon insan perişan edilmedi mi? En çağdaş silahlarla, en çağdaş devletlerce…Filistin, Bosna Hersek, Afganistan ve diğerleri.İsrail’in vahşeti ne ile izah edilir.
 
- Yaşasın zalimler için Cehennem…! diye bağıran mazlumların feryatları vicdanlarımızı ve kalp kulaklarımızı çınlatmıyor mu?
 
Batı medeniyetinin insanlığa yaptığı katkıları bir tarafa, kendi fikir adamlarının da itirafıyla, ‘ batı medeniyetinin insanlığa artık vereceği bir şeyi kalmamıştır.’ Hem batı samimi değildir ve hiçbir dönemde de samimi olmamıştır.Ayının yüz türküsü varmış o da bal üzerineymiş.Batının ruhu budur.Yani bencildir, menfaatçidir. Hedefe varabilmek için herşeyi mübah görür ve bu felsefe onu insanlıktan çıkarıp zalim bir canavar etmiştir.
 
Her insan azizdir.İnsanı kötü yapan, işlediği - yaptığı kötülüklerdir. Bu açıdan toptancı değiliz.Batı insanını da böyle değerlendiririz.İnsanlarla; rejimleri ve devletleri mutlaka birbirinden ayırmak gerekir.Yoksa hüküm verirken cinayet işlemiş oluruz.Bu hüküm bütün insanlık için geçerlidir.
 
Bugün dünyaya sığmayan insanlık  hakikatte karanlıktadır. Güneş batıdan batmıştır.Çok şükür hakikat  güneşi doğudan yeniden doğmaktadır.Ümitvârız…Yeni medeniyetin mimarları da, elimizdekilerin kıymetini hakkıyla bilmesek de, bizleriz. Yani Yeni Şarklılar buna namzettir.
 
Tabii ki bu zorlu işi başarabilmek için önce toplumsal barışı sağlamalıyız. Toplumsal uzlaşıyı hayata geçirebilmeliyiz.Ülkemizde bu işi başarmada en büyük engel; kaba kuvvete, kaba düşünceye sahip olan ve buna  dayanan darbelerdi, darbeci zihniyetti. Askeriyle - siviliyle... Asıl gerici zihniyet buydu, kendilerini çook ilerici sansalarda...Çok şükür fitne ve fesatla beslenen bu zalim damar, büyük ölçüde kırıldı, kırılmakta..Kırılmaya  da mahkum...
 
Sonra bizi; bir ve beraberliğe taşıyacak ortak değerlerimizi farkedip ortaya çıkarmalı ve ana hedeften uzaklaştıracak her türlü oyunu baştan farkedip tuzağa düşmemeliyiz.
Tünelin sonunda ışık görüldü mü iş kolaylaşmıştır.İnsanlık özellikle bizin toplumumuz bu kudsi ışığı farketmiştir.
 
Bir âmâ vatandaş görenlere hitaben;
-         Siz görmekten bahsetmeseniz biz görmeyi hiç düşünmeyecek, varlığından dahi haberdar olmayacaktık, demiştir.
 
Bizim toplumumuz, kaybettiklerinin farkına varmağa başlamıştır. Batı insanı da uzun süre, sanal alemde uytulduğunu anlayıp gerçek hayatla burun buruna gelmeye başlamıştır.
 
İsviçre’nin Zürih kentinde dolaşırken orada yaşayan vatandaşlarımız;  İsviçre’de elektriğin büyük çoğunluğunun onbeşe yakın atom reaktöründen elde edilen nükleer enerjiden sağlandığını söylemişlerdi. Ancak bu reaktörler dünyalarını aydınlattığı gibi kabirden sonra ki dünyalarını aydınlatmıyordu.
 
Bir rakam ne kadar büyük olursa olsun sıfırla çarpıldığında sıfırlanır. Bunun gibi batılı insan da ölüm sıfırıyla çarpıldığında sıfırlandığını hissediyor. Bunun sonucu olarak  ya intihar ediyor ya sefahet ve sarhoşlukla aklını iptal ediyor yada müslüman oluyor.Müslüman olan ve Kur’an-ı Kerim’i çok iyi bilen epey saf İsviçreli müslümanlarla beraber oldum.Keşke bizi öcü gören bizdeki ulasalcılar, bizi dinlemeseler de bari onları dinleyebilseler.Sanırım ezberleri epey bozulur.
 
SONUÇ: Allah’ın bizden istediği vazifelerimizi hakkıyla yapabilsek; bizler ve yetiştireceğimiz nesillerimiz son dönemde insanlığın  medar-ı iftiharları olacaklardır.Bunda mübalağa yok.
 
Yetmez mi bu güne kadar karanlıklarla boğuşarak karanlıkta kaldığımız.Hakiki insanlığın yaşanacağı bir dünyayı artık elbirliğiyle inşa etmeliyiz. Bu tarihi fırsatı kabre girmeden en doğru şekilde değerlendirmeliyiz.
 
Türküyle, Arabıyla , Kürdüyle, Alevisiyle, Sünnisiyle, askeriyle - siviliyle, müslimiyle- gayr-i müslimiyle hülasa bütün unsurlarıyla, bütün insanlarıyla şu körler savaşını bitirerek, şu manasız cahiller boğuşmalarını terkederek, hepimiz bulunduğu yer ve mekanda, olduğu hal ve şekille; hem bu dünyayı, hem ahireti aydınlatan birer yıldız ve yıldızlar yopluluğu olalım. Bu imkân elimizdedir. Çözüm kalp ve aklımızın yerli yerinde kullanılmasındadır. Ortak kalp ve aklın çalıştırılmasındadır.
 
Hem zaten bir yıldızlar topluluğu olan Samanyolu galaksimizde yaşadığımızı unutmayalım. Sönmez yıldızlar olmağa aday olanların, kara deliklerde işi ne ki..?
 
 ‘ Ağlayarak geldin dünya evine düşünmez misin?
    Gülerek girsen dost bağına sevinmez misin ?  ’

İbrahim TÖRE - ASDER

Son Güncelleme: Cuma, 14 Ocak 2011 14:54  

İstatistikler

OS : Linux c
PHP : 5.3.28
MySQL : 5.5.57-cll
Zaman : 15:37
Ön bellekleme : Etkisizleştirildi
GZIP : Etkisizleştirildi
Üyeler : 123
İçerik : 472
Web Bağlantıları : 21
İçerik Tıklama Görünümü : 737239

Sıcak Haberler

Şiddet göstermeksizin kuvvetli, zayıflık belirtmeksizin yumuşak ol. 

Hz. Ömer