Son günlerde dindar kesime yönelik artan saldırılar, aslında yeni bir şey söylemiyor; sadece eski bir hastalığın, "Alaturka Laiklik" sendromunun yeniden nüksetmiş halini gösteriyor. Toplumu bir arada tutması gereken laiklik, ne yazık ki bazı mahfillerde dindarı terbiye etme sopasına, inancı ise vicdanlara hapsedilmiş bir "müzelik eşyaya" dönüştürülmek isteniyor. Ana eksenin aslında bu hat üzerinde kurulmuş olduğu görülüyor.
Alaturka Laiklik kitabımda da vurguladığım üzere; karşımızda iki farklı portre var. Bir yanda laik devletin yetiştirdiği; din felsefesini, sosyolojisini ve tarihini ezbere bilen ama dine sadece bir laboratuvar nesnesi gibi bakan "mütehassıslar"... Diğer yanda ise hayatını zühd ve takva ile ören, inancını bir laboratuvar verisi değil, bir nefes gibi içine çeken dindar insan.





