ERDEMLİ İNSAN MODELİ
TAKDİM
Bilindiği gibi insanda iki tür hastalık bulunur. Biri bedenle alakalı, diğeri ruh ile alakalıdır.
Bedenle alakalı olan tıbbi tedaviler ile ya iyileşir ya da ileri aşamada ise insanın ölümüne sebep olur. Manevi hastalıklar da tedaviye muhtaçtır. Manevi hastalıkların tedavisinde hem tıbbbi hem de eğitim yolu ile yapılan tedavi metotları ile hastalıklar tedavi edilmektedir/ edilmelidir. İnsanları bedeni ile ilgili hastalıkların tedavisi konumuz haricidir. Manevi hastalıkların da tıbbi inceleme konusu olan bazı marazlar konumuz dışında olmakla beraber manevi eğitimle alakalı olan kısımları konumuz ile alakalıdır.
Manevi hastalıklar bazen bedeni hasta eder. İşte bu durumlar da konumuz dahilindedir. Konumuz genelde erdem, ahlak, fazilet eksenli bir rota takip ederek insanın eğitimle hangi noktalara ulaşabileceği ve maddi ve manevi hastalıklara nasıl derman olabileceği konusunu da incelemeye çalışacağız. Psikoloji ve psikiyatri alanlarına çok dahil olmayacağız. Yani tıp alanına fazla girmeyeceğiz demiştik. Ama erdem, ahlak, fazilet gibi insanın eğitimle elde edebileceği farklılıklar konumuz dahilinde olacak. Manevi hastalıkları tedavi edebilmek için önce teşhis, sonra hastalığa uygun tedavi gerekir.
Bu asrın en büyük hastalıklarından biri erdemsizlik yani rezilettir diğer anlamı ile ahlaksızlık, faziletsizliktir. Bunların dermanı ise sebeplerin anlaşılması ve tedavi metodunun öğrenilmesi ve uygulanması ile mümkün olacaktır. Rezilet hastalığının tedavisi erdem, fazilet ve ahlak kavramlarının akıl ve kalpte yer bulmasıdır. İman bu hastalığın erken tedavisindeki en önemli hususiyettir. İman olmadan manevi hastalıkların tedavisi mümkün olmaz.
İslâm, kolektif yaşanılan bir dindir. Onun temsilcisi ve elçisi konumunda olan Hz. Peygamber, fedakâr, cömert, başkalarını kendine tercih eden, samimi insanlardan oluşan erdemli bir toplum oluşturmayı amaçlamıştır. Onun hedefi, iyi huylarla bezenmiş, kötü huylardan arınmış erdemli bir birey modeli/insan-ı kâmil örneğini oluşturmaktır. Başkasını düşünmeyen ve başkasıyla ilgilenmeyen bir bireycilik anlayışının dinde yeri yoktur. İnsanlar arasındaki ilişkilerin/dostlukların sağlam olması aradaki güven, vefa, samimiyet, hoşgörü ve fedakârlık gibi duyguların var olmasıyla doğru orantılıdır. Kendi salt nefsi ve menfaati için çalışan insanlar, pragmatist anlayışın esiri olan ve dünyayı kendi çıkarından ibaret olduğunu zannedenlerdir.
Platon; mevzuyu Devlet (Republic / Politeia) adlı eserinde, Sokrates’in şu metaforundan bahisle şöyle detaylandırır: “Gözü çok keskin olmayan kimseler uzaktan küçük harflerle yazılmış bir metni okumak istediklerinde, bunlardan biri, aynı metnin başka bir yerde daha büyük harflerle yazılmış olduğunu bilse ve oraya çağırsa bu iş ne kadar kolaylaşır değil mi? Doğruluk varsa, bir tek insanda olduğu kadar bütün bir insan topluluğunda da vardır… Daha büyük olan bir şeyde doğruluk, daha büyük ölçüde vardır. Onu orada görmek daha kolaydır. Onun için önce toplumda arayalım doğruluğun ne olduğunu. Sonra aynı araştırmayı bir tek kişi üzerinde yaparız. Böylece de en küçükte en büyüğe benzeyen yönleri buluruz…” diyerek toplum ve tekil karşılaştırması yapmaktadır. Erdemsizlerin erdemlileri yönetmesi konusunu kabul etmemektedir. Bu siyasi bir yaklaşım olmakla birlikte kitabımızda konu ettiğimiz erdem, ahlak ve fazilet yaklaşımına farklı bir bakış açısı getirmesi sebebi ile dikkate değerdir. Aynı yaklaşımı Farabi’de de görmekteyiz. Erdemli Devlet isimli kitabında oldukça detaylı bir şekilde bahsetmektedir. Konumuz erdemli insan modeli başlığı ile tekilden hareketle çoğula gitmek ve toplumsal erdemi yaklamak olduğundan Farabi’nin yaklaşımı da bizim için son derece önemlidir. Çünkü kişilerin erdemli olması toplumun, toplumun erdemli olması da devletin erdemli olması demeketir ki huzur, sükûn, adalet bu noktadan sonra kendiliğinden gelecektir.
Ben erdemden başka zenginlik tanımıyorum der İbni Sina
Konumuza kişisel gelişim bağlamında erdem, ahlak ve fazilet reçetesi ile adım adım devam edeceğiz. Erdemli insanın erdemli toplumu doğurduğunu erdemli, toplumun erdemli devlet olarak kendini gösterdiğini ve böylece toplumsal olarak huzuru yakalayabileceğimizi göreceğiz.