İLETİŞİMİN AŞK HALİ

TAKDİM

İletişimin aşk hali gönülde başlar. Gönül alınır gönül verilir, gönül kırılmaz gönül yapılır. Gönle girilir, gözden gönülden düşmek sıkıntılıdır. Gönül kırıldı mı araya duvarlar örülür. Tamiri zordur.

Bir kez gönül yıktın ise
Bu kıldığın namaz değil
Yetmiş iki millet dahi
Elin yüzün yumaz değil

Yol odur ki doğru vara
Göz odur ki Hak'kı göre
Er odur alçakta dura
Yüceden bakan göz değil

Doğru yola gittin ise
Er eteğin tuttun ise
Bir hayırda ettin ise
Birine bindir az değil

Yunus bu sözleri çatar
Sanki balı yağa katar
Halka mettahların satar
Yükü gevherdir tuz değil…(Yunus EMRE)

Dil gönlün kıyısıdır, gönülde ne varsa dilden o dökülür der Mevlâna. O halde gönül önemlidir.

Eskiden evler dar, gönüller genişti, şimdi evler geniş amma gönüller dar. Ne oldu gönül hanemiz dağıldı, hatta virane oldu.

Bir milleti yok etmek isterseniz askeri istilaya gerek yoktur. Ona tarihini unutturmak, dilini bozmak, dininden soğutmak ve dolayısı ile manevi değerlerini, ahlakını soysuzlaştırmak kafidir der Peyami Safa.

Son dönemin sözü stres denen anlamsız ifade gönül deryalarımızı darmadağın etti. Gam, gussa, kasvet, keder, melal, inkisar, ızdırap, hüzün, kahır, yeis, efkâr, tasa, dert, mihnet, elem, üzüntü, sıkıntı, kaygı, enduh, dilhun, küduret gibi farklı anlam ve ifadeler barındıran sözler yerine stres diyerek hayatımızı strese soktuk. Sözlerimizin anlamları bozuldu. Söz anlamını yitirince gönül dünyamızda da dilimizdeki anlamsızlıklar yer etti ve çevremize de tek düze tavır koyar olduk. İletişim yollarımız engebeli bir hal aldı. Adeta çorak ve engebeli bir arazide yürür gibi bir aşağı bir yukarı salınır olduk. Hayatımız anlamını yitirdi. Hayatın anlamlı olması için derdimizi doğru anlatmalıydık, onu da beceremedik. İletişimden sınıfta kaldık toplum olarak. Kal dilini bilmediğimiz gibi hal dilini de bilmiyoruz.

Lisânı ağızda olanı değil, lisânı gönülde olanlara yâr et bizi. Tebessümü simasında olanı değil, tebessümü gönülde olanlara kat bizi. Aşkı tende sananı değil, aşkı ruhunda can bilenlere arat bizi… der. Mevlâna.

Halbuki sevinç, neşe, coşku, mutluluk, huzur, hasbihal, sevgi varken elem, keder neden? Gönül almak varken, gönül kırmak neden?

İletişim konusunda üniversitelerin fakülteleri var, internet alemine, arama motoruna iletişim yazdığınızda milyonları bulan başlıkta yazılar, görseller, videolar bulabilirsiniz. Çalışmamız değerlerin yitirildiği çağımızda kendimiz olarak, duygularımızla, dilimizle, inancımızla, kültürel kimliğimizle iletişe biliyor muyuz? Dilimizin köreldiği bu çağda ne kadar asriyiz ya da yeni adı ile çağdaşız, öz kimliğimize ne kadar sadık kaldık, kendimizden ne kadar uzaklaştık… konularına bir nebze ışık tutmaktır. Akademik manada zaten binlerce araştırma, sosyal deney ve gözlem var. Biz olarak neredeyiz anlamaya çalışalım. Kişisel gelişimin ilk ayağı belki de başı gönülden iletişimden geçer. Doğru ve anlaşılır iletişim kurulamıyor ise kişisel gelişim eksik kalmış demektir. Kişi kendini ne kadar yetiştirişe yetiştirsin, iletişim hataları yapıyor, kişilerle, toplumla iletişim kuramıyorsa aslında kişisel gelişim tamamlanmamış demektir. İletişim çocuklukta öğrenilir ve kalıcı olur. Çocuklukta alınmayan iletişim becerileri ileri yaşlarda emanet elbise gibi duracaktır. Yakışmayacaktır. İstisnalar elbette vardır, lakin toplumumuzdaki iletişim problemlerinin temeli çocuklukta yaşadığımız iletişim problemleri ve travmalardır. İletişim dendiğinde, genelde iş yaşamındaki pazarlama yaklaşımlarından, ya da iş dünyasındaki iletişim becerilerinden bahsediliyor, o şekilde algılanıyor. Oysa ki hayat sadece ticari hayat, ya da eğitim dünyasından ibaret değildir. Hayatın her alanını kapsamaktadır. Kitabımızda iletişimin masum yaklaşımlarından başladık, adına aşk dedik…

Aile içi iletişim önemsiz midir? Mahalle kültürü içindeki iletişim, komşularla iletişim önemsiz midir? Elbette önemlidir. Aile içinde, mahallede, aynı kasabada, şehirdeki ahbaplarımız ile sıla-i rahimi kesmeden, doğru iletişim kanalları kullanarak sosyal medya girdaplarında kaybolmadan iletişim daha iyi değil midir?

Çalışmamıza devamla… beden dili, sosyal mesafe, iletişimi engelleyen ifadeler, ben dili- sen dili, iş yaşamında iletişim, mobbing, iletişimin renkli dili kıyafetler, tesettür, mahremiyet konuları ve sosyal medya iletişim mi savrulmamı diyerek toparlamaya çalıştık.

Kitabımız belli noktalarda örnekler yolu ile iletişim hattımızı trafiğe açmak ve bakış açımıza olumlu katkıda bulunmak maksadı ile şahsi tecrübelerimiz ve akademik kaynaklar kullanılarak hazırlanmıştır.