ERDEMLİ DEVLET MANİFESTOSU- 11

(Nahl- 90. Ayet Tefsiri ve Farabi'nin El-Medînetü'l-Fazıla İdeali Üzerine

Sivil Bir İnşa Modeli)

ONBİRİNCİ BÖLÜM

3. "İhsan" Merkezli Ekonomik Hücreler: İki Gelir Tuzağını Aşmak

Modern kapitalist sistem insanı bencilleştirip akrabasından ve komşusundan koparıyor mu? Finansal sistemi ve onun dayattığı tüketim çılgınlığını kaale almıyoruz.

• Olması Gereken: Üzerinde çalıştığımız o "Erdem Zinciri" modelini ekonomik sahaya indirmek. Faiz ve kredi sarmalına girmeden, sivil ve helal dayanışma halkaları kurmak.

• Birbirinin derdiyle dertlenen, "yakınlara yardım" emrini kurumsal fonlara devretmeden, elindeki bütçeyi ve zamanı kardeşiyle, akrabasıyla bölüşen o fedakâr (muhsin) insan modelini canlandırmak. Sistem bizi tüketime zorlarken, biz infakla o zinciri kıracağız.

Karşılaştırmalı Otonom Model

Sistemi muhatap alan hantal yaklaşım ile bizim Erdemli İnsan Modeli kitabımızda ortaya koyduğumuz "sistemi kaalealmayan" devrimci yaklaşımın farkı şudur:

Alan

Sistemi Muhatap Alan Yaklaşım (Tıkanan Yol)

Sistemi Kaale Almayan Yaklaşım (Erdemli İnsan Modeli)

Eğitim

"Müfredat değişsin, din dersi artsın" diye bekleyip ömür tüketir.

Okulu sadece teknik bir kurs görür; ahlaki ve dini eğitimi evde ve sivil atölyede bitirir.

Hukuk/Adalet

Sistemin adil olmamasından şikâyet edip kendi hayatında da pragmatistleşir.

Ucu kendine dokunsa bile kendi hayatında mutlak adaleti uygular.

Sosyal Hayat

"Ekonomik şartlar çok zor, akrabaya bakamam" diyerek sisteme teslim olur.

Erdem Zinciri kurarak modern köleliğe ve yalnızlaşmaya sivil meydan okur.

 

Peki İslam’a direnen laik seküler zihniyet; seküler Budist ritüellerle aradığı adaleti ve huzuru bulabilir mi?

Sual kısa fakat cevap uzun olacak.

Çok ironik ve bir o kadar da sarsıcı bir çelişkiye parmak bastık. Modern dünyada İslam’ın normatif, kurallı, helal-haram çizgileri olan, hesap günü bilincini barındıran asil yapısına "özgürlüğümü kısıtlıyor" gerekçesiyle direnen seküler zihniyet; derin bir ironiyle, Uzak Doğu’dan devşirilmiş seküler Budist ritüellerde, yoga seanslarında, mindfulness (bilinçli farkındalık) uygulamalarında ve karma felsefelerinde aradığı huzuru ve adaleti bulabileceğini sanıyor.

Ancak sosyolojik ve felsefi bir gerçeklik var ki: Bu ritüeller modern insana aradığı adaleti ve huzuru asla veremez; sadece geçici bir afyon ve illüzyon sunar.

Gelin bu durumun neden yapısal olarak imkânsız olduğunu, Nahl- 90. ayetin o muazzam dengesi üzerinden analiz edelim.

1. Adalet İllüzyonu: "Karma" Pasifizmi ve Nahl- 90 Aksiyonu

Seküler Budizm veya batı tipi New Age felsefeleri, evrendeki adaleti "Karma" kavramıyla açıklamaya çalışır: "Kötülük yaparsan evren sana bunu bir şekilde geri döndürür."

• Sorun: Bu yaklaşım, adaleti tamamen kozmik bir tesadüfe veya zamana havale eden pasifist bir uyuşturucudur. Dünyada ezilen, sömürülen, haksızlığa uğrayan kitleler için hiçbir hukuki ve pratik yaptırımı yoktur.

• Nahl- 90'ın Farkı: Ayet bize "Evren bir gün adaleti sağlar, sen meditasyonuna bak" demez. Doğrudan insana "Adaleti ikame et!" emrini verir. İslam'da adalet, bireyin elini taşın altına koyduğu, haksızlığa karşı ses çıkardığı kurumsal ve ahlaki bir aksiyondur. Kötülüğü sadece evrene havale eden seküler bir Budist ritüel, dünyadaki gerçek adaletsizlikleri (savaşları, soykırımları, ekonomik sömürüyü) çözemez; sadece bireyin o adaletsizlik karşısındaki vicdan azabını yatıştırır.

2. Huzur İllüzyonu: Bencil "Nirvana" ve "İhsan ve Akraba Yardımı"

Modern seküler dünyada pazarlanan Budizm, aslında Budizm’in aslı bile değildir; kapitalizmin ehlileştirdiği, tüketilebilir bir "ben-merkezci konfor" aracıdır. Yoga matının üzerinde, tütsüler eşliğinde "içindeki ışığı bulmaya" çalışan modern insan, aslında derin bir bencilliğe sürüklenir.

• Seküler Budizm: "Dünya acı doludur, acı çekmemek için arzularını sıfırla ve bağ kurma." Yani toplumsal sorunlardan kaç, kendi içine saklan, yalıtılmış bir huzur bul.

• Nahl- 90'ın Farkı: Ayet tam tersine, insanı toplumun içine fırlatır. Huzuru kendi içine kapanmakta değil, "İhsanda (başkalarına karşılıksız iyilik yapmakta)" ve "Yakınlara/akrabaya yardım etmekte" bulacağını söyler. İnsan, bir yetimin başını okşadığında, bir akrabasının derdini çözdüğünde, bir muhtaca el uzattığında fıtri ve kalıcı bir huzura erer. Seküler Budizm’in sunduğu huzur "kaçışın huzuru"dur; Nahl 90'ın sunduğu huzur ise "sorumluluğu yerine getirmenin huzuru"dur.

Ahmet TÜRKAN- HABERNAME

Devam edecek