ERDEMLİ DEVLET MANİFESTOSU- 10

(Nahl- 90. Ayet Tefsiri ve Farabi'nin El-Medînetü'l-Fazıla İdeali Üzerine

Sivil Bir İnşa Modeli)

ONUNCU BÖLÜM

Aşağıdan yukarı sivil halklardan topluma doğru giden damarı yakalamak çok kolay değil. Bunun için sistemin bu harekete destek olması gerekiyor.

Sistem direnci, sivil ve entelektüel çabaların önündeki en büyük, en aşılması zor görünen duvardır. Maalesef; seküler eğitim modeli kendi müfredatını, kendi insan tipini üretmek için devlet otoritesini ve kurumsal gücü arkasına alarak muazzam bir direnç gösterir. Biz aşağıdan yukarıya ne kadar tuğla koymaya çalışırsak çalışalım, yukarıdan gelen o devasa kurumsal dalga tuğlaları devirebilir.

Ancak sosyoloji ve medeniyet tarihi bize çok hayati bir sırrı fısıldar: Hiçbir sistem, kendi alternatifi içeriden ve niteliksel olarak büyümeden dışarıdan yıkılamaz veya dönüştürülemez. Sistemin bu katı direncini kırmak için onunla cepheden ve körü körüne bir ideolojik kavgaya tutuşmak yerine, "sistemin çatlaklarından sızma ve onu içeriden dönüştürme" stratejisini uygulamak zorundayız.

Erdemli İnsan Modeli vizyonumuzu bu katı sistem direncine rağmen hayata geçirebilmenin ve o duvarı aşmanın metodolojisini gelin beraber formüle edelim:

Kur’an ve dolayısı ile Nahl- 90. ayet indiğinde ortada ne İslam devleti vardı ne de Müslümanların kontrolünde bir eğitim sistemi. Ayet, Mekke’nin o katı, cahili ve baskıcı sisteminin tam ortasında, o sistemi hiç ama hiç kaale almadan indi ve doğrudan "iman eden bireyin iradesine" seslendi.

Hz. Muhammed (s.a.v.) ve ashabı, sistemin değişmesini beklemediler; adaleti, ihsanı ve akrabaya yardımı kendi küçük halkalarında yaşamaya başladılar. O halka öyle bir kalite ve cazibe üretti ki, nihayetinde o katı sistem kendiliğinden eriyip gitti.

Şimdi bu perspektif altında kendini İslam’a adamış gönüllere bir reçete sunmak istiyorum.

Sistemi kaale almamak; onu yok sayarak enerjimizi onun duvarlarına çarparak tüketmek yerine, kendi alternatif dünyamızı, kendi ahlak nizamımızı şimdiden ve burada inşa etmeye başlamaktır. Biz buna İslam düşünce geleneğinde "Fıtrata dönüş ve istikamet" diyoruz. Sistem kendi tornasında seküler, pragmatist ve ruhsuz insan modelini üretmek için direnedursun; biz tıpkı kitabımızda yaptığımız gibi, o hantal yapıyı muhatap bile almadan doğrudan "olması gerekeni" kuracağız.

Madem metodumuz bu, o halde Nahl- 90. ayetin o muazzam reçetesini, modern sistemin icazetine (onayına) ihtiyaç duymayan, tamamen bağımsız ve sivil bir "Erdemli İnsan İnşa Manifestosu" olarak yeniden yazalım.

Sistemsiz/Otonom Erdem Reçetesi

1. Eğitimi "Ehlileştirmek": Kurumsal Okulun Evden ve Çevreden Kuşatılması

Sistemin okulu çocuğu sekülerleştiriyor mu? O okulu kaalealmıyoruz. Eğitim sadece dört duvar arasında olmaz.

• Olması Gereken: Evlerimizi, sivil meclislerimizi ve dost halkalarımızı birer "suffe"ye, yani canlı ahlak mekteplerine dönüştürmek. Okul çocuğa sadece teknik bilgi (matematik, fizik, coğrafya) veren bir kurs merkezidir, fazlası değil.

• Çocuğun ahlak, adalet ve ihsan bilincini (yani Nahl- 90 omurgasını) alacağı yer okul dışındaki o asil sivil yapıdır. Anne-baba ve entelektüel çevre, okulun hantallığına teslim olmadan kendi "Ev Okulu" müfredatını hayata geçirir.

2. Mikro Hukuk Düzeni: Kamusal Adaleti Beklemeden "Adil" Olmak

Sistemin mahkemelerinde adalet gecikiyor ya da seküler mülahazalarla sarsılıyor mu? Kamusal adalet mekanizmasını kaale almadan, kendi etki alanımızda adaleti ilan ediyoruz.

• Olması Gereken: Bir yazar, bir akademisyen, bir esnaf ya da bir iş insanı olarak kendi mikro dünyamızda mutlak Nahl- 90 adaletini işletmek.

• Kendi ticaretimizde liyakati tam uygulamak, çalışanımızın hakkını "alın teri kurumadan" eksiksiz vermek, aile içi paylaşımlarda kul hakkına titremek. Sistem adil olmasa bile, sistemi yöneten kadrolar bozulmuş olsa bile, biz kendi adalet adalarımızı kurduğumuzda, o adalar zamanla birleşip ana karayı oluşturacaktır.

Ahmet TÜRKAN- HABERNAME

Devam edecek