Hakikatin Ambalajı ve Karakterin İstikameti: Hukuk Kıskacında Doğruluk
İnsanlık tarihi boyunca inşa edilen tüm hukuki nizamlar ve sosyal sözleşmeler, özü itibarıyla tek bir ahlaki zemine dayanır: Doğruluk. Roma hukukunun en temel umdesi olan dürüstlük (bona fides) ilkesinden, kadim medeniyetlerin adalet anlayışlarına kadar hukuk, karakterin istikameti üzerine yükselen bir yapıdır. Karakter aşınmasının yaşandığı, bireysel dürüstlüğün toplumsal bir reflekse dönüşemediği bir vasatta, kanunların mevcudiyeti sadece kuru bir metinden ibaret kalır.
Yakın zamanda bir yükseköğretim kurumunun hukuk fakültesi mezuniyetinde yaşanan hadise, tam da bu karakter ve ahlak krizinin sosyolojik bir vesikası niteliğindedir. Muhataplarına "Emrolunduğun gibi dosdoğru ol" evrensel uyarısını hatırlatan bir hitabın, bizzat adaleti mülkün temeli kılmakla mükellef müstakbel hukukçular ve kimi akademisyenler tarafından ideolojik bir reaksiyonla engellenmeye çalışılması, entelektüel bir idrak tutulmasının ötesinde toplumsal sözleşmenin ahlaki çözülüşünü gözler önüne sermektedir.
Buradaki asıl trajedi, adaleti savunma iddiasındaki zihinlerin, hakikatin muhtevasından ziyade aidiyetine ve ambalajına takılarak "doğruluk" gibi en yalın insani erdemi bir cepheleşme aracına dönüştürmesidir. Unutulmamalıdır ki, evrensel ahlak ilkeleriyle kavga eden bir hukuk anlayışı, kendi varoluşsal köklerini baltalamaktan başka bir netice doğurmaz. Devletin ve toplumun bekası, sembollerin arkasındaki hakikati idrak edebilen, adaleti ambalajına göre yargılamayan erdemli insan modelinin ve bu istikamette yürüyen feraset sahibi hukukçuların omuzlarında yükselecektir. Şimdi konuyu haber ile birlikte analiz edelim Bu raddeye ne ara geldik bir görelim.
HABER:
Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezuniyet töreninde gündem olan anlar kameralara yansıdı. Bir öğrenci sahnede, "Emrolunduğun gibi dosdoğru ol" ayetinin yazılı olduğu pankartı açtı. Açılan pankart bazı öğrenciler tarafından indirilmeye çalışılırken, o anlar tepki çekti.
Son dönemde mezuniyet törenlerinde yaşanan tartışmalara bir yenisi daha eklendi. İstanbul'daki Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezuniyet töreninde, üzerinde "Emrolunduğun gibi dosdoğru ol." ayetinin yer aldığı pankart bazı öğrencilerin tepkisine neden oldu.
Bazı öğrenciler pankartı indirmeye çalıştı. Girişimin sonuçsuz kalmasının ardından bu kez pankartın önünde durarak görünmesini engellemeye yönelik eylem gerçekleştirildi.
Tören sırasında bazı akademisyenlerin de söz konusu protestoyu alkışlarla desteklediği görüldü. O anlar kameraya yansıdı.
SORULAR:
- Hukuk fakültesi öğrencileri bu ayetten neden rahatsızlar.
- Adalet ve hukuk doğru olmayı emretmiyor mu?
- Özellikle Rektör yardımcısının bu ayete tepki göstermesi nasıl bir bozulmanın habercisidir.
Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezuniyet töreninde, Hud Suresi 112. ayet-i kerimesinde yer alan "Emrolunduğun gibi dosdoğru ol" (فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ) ifadesinin yazılı olduğu pankartın açılması, ardından yaşanan engelleme çabaları ve bazı akademisyenlerin buna dahil olması, toplumsal hafızamızda derin kırılmaların ve paradoksların bir yansımasıdır.
ANALİZİMİZ:
Sorularımız ekseninde bu hadiseyi 3 temel başlık altında analiz edebiliriz:
- Hukuk Öğrencilerinin İstikamet ve Adalet Paradoksu
Her aklı selim gibi bizim de haklı olarak vurguladığımız gibi, hukuk ve adaletin ontolojik (varlıksal) temeli "doğruluk" ve "dürüstlük" ilkesine dayanır. Roma hukukundan modern hukuka kadar tüm evrensel metinlerde dürüstlük (bona fides) hukukun genel ilkelerindendir.
Buradaki temel kırılma, öğrencilerin metnin içeriğinden (manasından) ziyade, metnin aidiyetine (formuna) reaksiyon göstermeleridir. Ne yazık ki modern seküler algı veya kutuplaşmış toplumsal zemin, evrensel bir ahlak ilkesi olan "dosdoğru olmayı", sırf dini bir metinden (Kur'an-ı Kerim'den) referans alıyor diye ideolojik bir tehdit veya reaksiyon alanı olarak konumlandırabilmektedir. Adaleti savunma iddiasındaki müstakbel hukukçuların, kendisini var eden en temel ahlaki motifi (doğruluğu), sırf kutsal bir metinde geçiyor diye itelemesi sosyolojik bir idrak tutulmasıdır.
- Akademik Kurumlardaki Deformasyon ve Yönetici Refleksleri
Bir Rektör Yardımcısının ya da akademisyenlerin bu duruma tepki göstermesi veya alkışlaması, üniversitelerin üstlenmesi gereken "kürsü ahlakı" ve "ifade olgunluğu" açısından ciddi bir bozulmaya işaret eder:
- Evrenselliğin Kaybı: Üniversite (University/Universitas), kelime kökeni itibarıyla "evrensellik" demektir. Bir akademisyenin görevi, öğrencilerin hukukun ahlaki zeminini oluşturan dogmaları tartışmasız bir sükunetle karşılamasını sağlamaktır.
- Korku ve Muhafazakâr Sekülerlik: Akademik yönetimin bu tarz sembollerden "siyasi bir manifesto" veya "rejim kaygısı" çıkarma refleksi, entelektüel bir sığlığı barındırır. Ayetin muhtevasındaki derin ahlaki felsefeyi görmezden gelip, onu bir "siyasi kimlik" çatışmasına kurban etmek, akademinin topluma rehberlik etme vasfını zedeler.
- "Erdemli İnsan" ve Sosyal Sözleşme Açısından Analiz
Benim de üzerinde derinlemesine çalıştığım "Erdemli İnsan Modeli" (Erdemli Devlet Manifestosu) perspektifinden bakarsak, bir toplumun hukuk nizamı, o toplumun bireylerinin ahlaki karakterinden (karakter aşınmasından) bağımsız inşa edilemez.
- Karakter Aşınması: Eğer bir toplumda "doğru olmak" gibi en yalın, en asgari insani ve ahlaki erdem, siyasi ve ideolojik kamplaşmaların bir "cephe aracı" haline geliyorsa; orada toplumsal sözleşme çözülmeye başlamış demektir.
- Evrensel İlkelere Ambalaj Önyargısı: İnsanlık, hakikati ambalajına göre yargılamaya başladığında adalet mülkün temeli olmaktan çıkar. Ayet, evrensel ahlakın en zirve noktasıdır; bir hukukçunun bu ilkeyle kavga etmesi, aslında kendi mesleki ahlakının köklerini baltalaması anlamına gelir.
Özetle; Yaşanan bu skandal, sadece dini bir sembole gösterilen tahammülsüzlük değil; aynı zamanda modern akademinin ve müstakbel hukukçuların, hukukun özünü oluşturan "doğruluk" kavramı ile aralarındaki entelektüel ve ahlaki mesafeyi açıkça ortaya koyan trajik bir sosyolojik vakadır.