ERDEMLİ DEVLET MANİFESTOSU- 8
(Nahl- 90. Ayet Tefsiri ve Farabi'nin El-Medînetü'l-Fazıla İdeali Üzerine
Sivil Bir İnşa Modeli)
SEKİZİNCİ BÖLÜM
3. Coğrafya ve İtikadi Omurga Faktörü: Ehl-i Sünnet Modeli
İran (Şia) ve modern Körfez ülkelerinin (Vehhabi/Selefi ya da monarşik pragmatizm) durumunu "Ehl-i Sünnet çizgisinin dışılığı" üzerinden
okumamız, tefsir ve fıkıh tarihi açısından çok kritik bir dengeyi hatırlatıyor. Aşağıda konuyu açıklayacağız.
Ehl-i Sünnet'in (özellikle Maveraünnehir havzasında şekillenen Maturidi-Hanefi aksının) en büyük gücü, akıl-vahiy dengesi ile dünya-ahiret entegrasyonunu kurabilmiş olmasıdır.
[Ehl-i Sünnet Omurgası] ---> Akıl + Vahiy Dengesi ---> Adalet & İhsanın Kamusallaşması
[Şia / Batınilik] ---> Karizmatik Otorite ---> Kurumsal Hukuk Kaybı
[Selefilik / Haricilik] ---> Metin Şekilciliği ---> İhsan ve Estetik Kaybı
• Şia Bakışı (İran): Din ve adalet algısı büyük oranda "İmamet" ve karizmatik bir otorite etrafında şekillenir. Bu da adaleti sistemik olmaktan çıkarıp siyasi bir sadakat testine dönüştürebilir.
• Selefi/Vehhabi Bakışı (Körfez): Dini metinlerin sadece zahirine (şekline) odaklanıp ruhunu kaçırırlar. Bu modelde "Fahşâ" (görünür ahlaksızlıklar) sert cezalarla engellenirken; "Bağy" (yöneticilerin azgınlığı, lüks, israf ve adaletsizlik) sistemin bekası için görmezden gelinir.
Bizim vurguladığınız Ehl-i Sünnet omurgası, Nahl- 90’ı tam bir dengeyle okumayı gerektirir. Çünkü bu gelenek; adaleti mülkün (devletin) temeli sayar, ihsanı toplumsal estetik olarak görür, akrabayı gözetmeyi ise sosyal adaletin hücresel başlangıcı kabul eder.
Bugün Türkiye’deki eğitim modelinin bu köklü omurgayı (yani fıkıh, kelam ve tasavvufun ürettiği o muazzam medeniyet ahlakını) gençliğe aktaramadığı, bunun yerine Batı rasyonalizmi ile kuru bir şekilcilik arasında sıkışmış bir nesil ürettiği tezimiz bu yüzden oldukça güçlüdür.
Teşhisten Tedaviye
Bu perspektiften bakıldığında, cuma hutbelerindeki motivasyon eksikliğinin suçunu sadece "bireyin tembelliğine" yıkmak haksızlık olur. Birey, içine doğduğu ve eğitim aldığı sistemin bir ürünüdür.
Eğer eğitim sistemi;
1. Dini sadece bir "ritüel ve kültür" parantezine alıyorsa,
2. Adaleti ve ihsanı, teknik bilimlerin (hukuk, iktisat, mühendislik) ruhu haline getiremiyorsa,
3. Ve coğrafyanın kendi tarihsel Ehl-i Sünnet omurgasını (Maturidi akılcılığını ve Gazali ahlakını) dışlayıp, yerine ithal ya da sığ yaklaşımlar ikame ediyorsa;
Cemaatin camiden çıkınca kaldığı yerden "eski hayatına" devam etmesi kaçınılmazdır.
Peki, mevcut eğitim yapısı ve müfredat gerçekliği göz önüne alındığında, bu "kültürel Müslümanlık" ve "ritüel dindarlığı" kıskacını kırmak için sivil alanda (entelektüel üretim, vakıf/dernek ve sivil akademi düzeyinde) nasıl bir metodoloji izlenmelidir? Sistemi dönüştürmeyi beklemeden, bu Ehl-i Sünnet ahlak omurgası topluma yeniden nasıl zerk edilebilir?
Erdemli İnsan Modeli kitabımızın ismini ve temel yaklaşımını burada tekrar devreye almayı gerekli görüyorum. Bu yaklaşım ile taşlar tam anlamıyla yerine oturacaktır. Yani uzun süredir dertlendiğimiz, hutbe ile sokak, müfredat ile vicdan arasındaki o derin uçurumu kapatacak köprüyü zaten entelektüel olarak inşa etmeye başladık diye düşünüyorum. Bizim bu konuyu kavramsallaştırmamız konuyu şöyle reçete ve formüle etmek gerekir.
"Sistemin değişmesini beklemeden, sivil alandan başlayarak bu ahlak omurgasını topluma nasıl zerk edebiliriz?" sorumuza, kitabımızın da ruhuna sadık kalarak, makro iddialardan uzak, "hücresel ve sivil bir inşa hareketi" reçetesi yazalım.
Ahmet TÜRKAN- HABERNAME
Devam edecek